
KENDİ REGRESYONUMDA ÖĞRENDİKLERİMİ UYGULADIĞIM İLK 2 KİŞİNİN ÖYKÜSÜ
Hepinize Merhaba,
Bir önceki yazımda kendi regresyon hikayemi sizlerle paylaşmış, orada öğrendiğim tekniği o gün bana gelen danışanlarıma hemen uyguladığımdan söz etmiştim. Bu uygulamaları hemen yaptığım ilk danışanım, 4-5 kez bize gelmiş ve artık korkularının pek çoğunu temizlemişti. Ama bu altın dokunuşu ona uyguladığımda danışanım inanılmaz rahatladı ve ilk kez çok hafifleyerek kalktığını söyledi. Kendisinden sizlerle deneyimini paylaşması için yazı istedim ama çok yoğun çalıştığı için yazamadı. Yine de Cuma günü bana hayretle telefon açtı ve üzerindeki pozitif enerjinin hala geçmediğini, bizimle çalışmaktan çok mutlu olduğunu söyledi.
Bu danışanım elbette ki ilk 4-5 seansının temizliği üzerine bu çalışmayı yaptığı için bu kadar kalıcı şekilde rahatladı. Korkular temizlenmeden olumlu duygu yerleştirilemez. Sadece olumlamalarla asla bilinçaltı değiştirilemez. Bu tıpkı çay dolu bir bardağa su doldurmaya çalışmak gibidir. Çayı boşaltmadan suya yer açamaazsınız.
Fakat aynı gün gelen 2. Danışanım, hikayesini sizlerle paylaşmama izin verdi ve kendisi de bu seans hakkında 1-2 paragraflık yorumunu üşenmeyip yazdı ve bana yolladı. Sizlere ışık tuttuğu için buradan kendisine teşekkürlerimi iletiyorum.
Uzun saçlarını kibar bir fönle omuzlarına salmıştı. Kadife gibi bir cildi ve pembe yanakları vardı. Yüzü çok güzeldi, ama tuhaf bir şekilde sessiz oturuyordu. Yüzündeki gülümseme her an ağlamaya dönüşebilirdi. Tüm güzelliğine rağmen, odadaki varlığı tuhaf bir şekilde zayıftı. Sanki orada yoktu. Zaten konuşmaya başladığında bana açıkça ifade etti:
?Fark edilmiyorum. Erkek arkadaşım fazla olmadı. En son düzgün bir ilişki sayabileceğim erkek arkadaşım da bana çok kötü davrandı. Tam birbirimizle yakınlaştık ki, bir anda eski kız arkadaşını hatırladı. Nedense onu unutamamıştı. En güzel anımızda utanmadan bana onu anlatmaya başladı. Ben de çok kırıldım. Yine de ses çıkartmamaya çalıştım. Ama benim yanıbaşımdaki tek erkek arkadaşım da beni fark etmeyip hala aklı eski kız arkadaşında olabiliyorsa, bir şeyler fena halde ters gidiyor demektir. Lütfen bana yardım edin.?
Kendisiyle 2 veya 3 kez çalıştık. Aslında babasına çok öfkeliydi. Uzun uzun topraklandı. Ama bu hayatında en ufak bir değişiklik bile sağlamamıştı. Görünen o ki, asıl sorun bilinçaltının bize verebileceği daha derin hikayelerde saklanmıştı. 3. Çalışmamızda, benim kendi regresyonumda öğrendiğim bilgiler eşliğinde yeni uyguladığım tekniği ona sunmak istedim.
Genç kadın karşımda oturuyordu. Bu tekniği sadece bilinçaltından çalışmak doğru değil. Önce kişinin bilinçli zihnine gerekli açıklamalar yapılmalıydı. Bu yüzden yarım saatlik bir konuşma yaptık. Can alıcı zayıf noktası ve bunun sebebi, yine çok derinlerde Tanrı?ya olan gücenme duygusunda saklıydı. Ama bunu kendisi de henüz bilmiyordu.
Sevgili okurlar, bilinçaltı kalıplarımızı ve korkularımızı yaratan en önemli debep, 4 ana duygunun tepkisinin verilememesidir. Bunu bazen sadece ayıp olduğu için, bazen günah olduğu için, kimi zaman da vicdanımız elvermediği için yapamayız. Oysa, hiç bilmeyiz ki, tepkilerimizi vücudumuzda tutmak bize hayatımız boyunca çok pahalıya mal olur. Bilinçaltımızda korku kalıpları yaratır. Ve bu korkular bizim hayatımıza tekrar eden olumsuz olayları çeker. Kurtulmaya çalışırız ama kurtulamayız.
Kısacası, kısır döngülerimiz böyle yaratılır.
Kurtulmanın tek yolu vardır, o tepkileri doğru şekilde topraklayabilmek. Ve bu bile tek başına hayatımızın olumlu yönde değişmesini sağlayamaz. Okumlu duygu yerleştirilmelidir. Ve hatta bu da yeterli değildir. Bambaşka kilitlerin de açılması lazım. Bu kilitlerden bşr tanesi, çok içsel olarak, bilinçaltından T anrı ile yeniden barışmak.
Öyle zihnimle, düşüncemle, duayla, korkuyla falan değil...
Gerçekten... İçten... En derinden... Kendimi en hayati tehlikede bile, en parasız halimde bile, en yapayalnız halimde bile... Rahatça, huzurla ve coşkuyla ona ve hayatın akışına teslim edebilmek...
İşte ben bunu gerçekten duygusal olarak sağlayabilmenin tekniğini keşfetmiş oldum bir bakıma... Ve şimdi uygulamayı yapmak, bizim her alandaki bilinçaltı temizliğimizde değişim ve iyileşme sürecimizi kısalttı. Ne kadar muhteşem öyle değil mi?
Bu genç kadın ile sadece 3. Buluşmamızda bilinçaltına daha dar ve derin bir dalış yapmak üzere seansımıza başladık.
Öncelikle sıkıntılarını neresinde hissettiğini söyledi ve derine odaklanıverdi.
?Ellerim, boğazım ve bileklerimde ağırlık var. Sanki birisi onları sıkıyor. Yutkunamıyorum. Göğsümden çok zor nefes alıyorum. Ahhh! Göğsümde ağırlık var. Nefes alamıyorum.?
Genç kadının yüzü buruşmuş, daha da ilginci, gerdanı ve boğazında gerçekten baskı varmışçasına pençe pençe hafif kızarıklıklar belirmişti. Oysa bunun mantıklı bir açıklaması yoktu. Bu baskıyı ilk kez hissettiği anıya gitmesini istediğimde kendini geçmş bir yaşamında evli bir kadın olarak buldu.
?Bir adam sıkıyor boğazımı. Yatak odamızdayız. Kocam bu benim. Etraf karanlık. Adamın ağırlığı üstümde, ama elleri boğazımda. Offff! Öylesine sıkıp bıraktı. Öldürmüyor. Yatağın üstünde beni öylece başucumuzdaki duvara yaslamış. Kısa bir gecelik var üzerimde. Sadece bu görüntü var, o kadar. Başka bir şey göremiyorum.?
?Peki bu deneyim sana ne hissettiriyor??
?Korku! Duvardaki yastığa yaslanmışım. Sanki aslında sevişecektik ama birdenbire boğazıma sarıldı. Üzerinde sadece bir boxer var bende de gecelik. Yüzünü tam olarak göremiyorum ama siyah saçlı.?
?Bu adama karşı ne hissediyorsun sence??
?Sevgi yok. Sanki mantık evliliği yapmışız. Çocuk da yok. İyi bulmuşuz birbirimizi o kadar. Bazen tutku var ama SEVGİ YOK!?
Sevgi yok derken genç kadın ağlamaya başlıyor. Soruyorum. ?O gece kocanla aranda başka neler oldu??
?Sanki yatakta kavga etmişiz. Ters bir şey söylemişim. Aşşağılamışım onu.?
Bir müddet genç kadının kocasına ait duyguları topraklamasına izin verdim. Bu topraklama yerli yerince yapılmazsa, geçmiş yaşam öyküsü ya da regresyonların yeniden çerçevelenmesi çok zor olur. Tam başardım zannedersiniz, bir süre sonra yeniden hortlarlar.
Sonra yeniden eski yaşamındaki öyküde gezinmeye devam ettik. Kocasını tasvir etmeye devam etti.
?Duygusuz? Benim duygularımı hiç önemsemiyor. Hep o haklı. Haksız olduğunda da hep o haklı. Gülmeye başladı. Benim deli olduğumu düşünüyor. Bir salağım ona göre. Çok komikmişim ben. Neler uyduruyorsun sen öyle diyor. Hepsi benim beynimdeymiş ve gerçek değilmiş. Haydi gel boşver unutalım her şeyi ve öpüşelim koklaşalım diyor.?
Sonradurakladı ve yüzü öfkeyle gerildi.
?Hayır, öpüşmeyeceğil. Senin beni ciddiye almamandan bıktım. Bir problem yaşıyoruz burada. Tek düşündüğün kendinsin!?
Burada genç kadın, yine yok sayılma teması içindeydi. Ve bir evliliğin içinde duygusal olarak yapayalnızdı.
Aynı duyguyu ilk kez ve en kuvvetli deneyimlediği tüm eski hayatladına ve benliklerine gitmesini istedim. Sonunda kendisini şato gibi bir yerde buldu. Yine acı içinde yüzü buruşmuştu.
?Ağzım! Dişlerim dökülecekmiş gibi. Aman Tanrım! Ağzım çok ağırlaştı. Dişlerim dökülecek.?
?Peki, ruhunda iz bırakan ana odaklan şimdi.?
?Biz mahkeme salonundayım. Çok eski. Belki de 1800ler. Kadınların kafalarında o eski şapkalardan var. Beyaz ve dantelli. Haksız yere beni suçluyorlar. Herkes bana bakıyor.?
Genç kadın ağlamaya başladı.
?Bu çok kötü. Gerçeği bir tek ben biliyorum. Başka kimse bilmiyor. Ya da anlamak istemiyorlar. Beni cezalandırıyorlar. Ağzıma demir bir şey taktılar. Dişlerimi çok acıtıyor. Çivileri var galiba. Nefes alamıyormuşum gibi hissediyorum. Çok korkuyorum. Dişlerime bastırıyorlar. Konuşmamam için.?
Genç kadın belli ki çok büyük bir travma geçirmişti. ?Kimsen var mı??
?Kadınım galiba. Ailem yok. Sadece bir annem var bana çok üzülüyor ama elinden bir şey gelmiyor. O da çok güçsüz bir kadın. Ben de güçsüzüm. Hapse attıklarında ziyaretime gelecek kimse yok!?
Yalnızlık fiksi genç kadını yine ağlamatmaya başladı.
?Çıkartmıyorlar o berbat şeyi ağzımdan. Öyle kalacağım. Cezam buymuş. Ahır gibi bir yere koydular beni. Ellerimden zincirlediler. Çıkamam. Konuşamam.?
Sesi zayıflamıştı. Belli ki çok zavallı bir konumda hissediyordu kendini.
Zamanda ilerleyerek daha sonra neler olduğunu anlamasını istedim.
Burada yaşlanmışım. O kötü şeyi çıkartmışlar ağzımdan. Tek başımayım. Etrafta sadece görevliler var. Hapisanenin içinde samanların arasında dolaşıyorum. Delirmişim artık. Ben. Önemsemiyorlar. Zincirlerimi bile çıkartmışlar. Gidecek yerim de yok.?
?Ölüm anına gider misin şimdi??
?65 yaşındayım. Ömrüm hapishanede geçmiş. Cesedim gülümsüyor. Şşimdi ancak ölünce huzura ermişim. Artık bittiği için seviniyorum.?
?Bir ruh olarak hangi duyguları getirmişsin??
?Hayatım boşa geçti. Yapayalnızım. Korumasızım. Hayatımda kimseler olmayacak. Evlilik de benim için imkansız. İşte bu duyguları getirmişim. Hala da aynılarını taşıyorum. Çok kuvvetliler.?
?Peki bu duygular yüzünden hangi kararları almışsın??
?Ne yaparsan yap hayat boşa geçiyor. Yalnızlıktan kurtuluş yok. ÇIKIŞ KAPIM YOK. Yalnız olmak normal. Bu normal. Kabullendim. Başka türlüsü olmaz bana. Kimse beni fark etmeyecek.?
İşte artık asıl köklere inmiştik. Ama bu da yetmezdi. Şimdi, çıkış kapım yok duygusunu görebiliyor musunuz sevgili okurlar? İşte o duygu, hayatta yakalanabileceğimiz en tehlikeli duygudur. Bir kabustan çıkış kapısını bulamazsak, kanser bile olabiliriz.
Kanser gibi tehlikeli bir hastalık hakkında New York ta çalışırken edindiğim bir bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Kanser elbette ki genetik ve çevresel faktörlerle de tetiklenebiliyor. Ama duygusal kısma baktığımızda bunun çok güçlü olarak, kişinin duygusal ve ruhsal olarak hayatındaki herhangi bir acı veren durumdan çıkış kapısı bulamadığını görüyoruz. Hastalar içsel olarak Tanrı?dan umudunu kesmiş oluyor. Eğer derinlerde öfke, acıma, suçluluk, korku biriktirmişse, duygusal çıkış kapısı bulamadıysa, vücut kendi kendini imha ediyor. Kanserli hücreler çoğalıyor.
Çok ilginç bir şekilde hasta bunların farkına varır da hayatla ve duygularıyla barışmayı seçerse, hızla iyileşebiliyor. Her zaman basında da yer aldığı gibi, sevginin gücü ile her şeyi yenebiliyoruz.
Ama bu ?SEVGİ? dediğimiz şey, içimizdeki Tanrı kavramından başkası değil. Onunla ne kadar barışıksak, o kadar sevgimiz çoğalır ve hastalıkların tamamını yenebiliriz. Hayatımızı yeniden ve istediğimiz doğrultuda değiştirebiliriz.
Tekrar etmekte fayda var. Asla zorla, günah olur diye korkarak, ?haşa? diye kendimizi kısıtlayarak ve zihnimizle değil, bilinçaltımızdaki gerçek duygularımızla Tanrı?yla barışmalıyız. Bu çok önemli. Ve içimizdeki gerçek duyguların ne olduğunu tespit edebilmek için cesaretle kendimizle yüzleşmeliyiz. Yüzleşemiyorsak, hayatta hiçbir zaman özgür olamayız.
Bu danışanımın çok şükür ki hastalıkla alakası yoktu. Ama eğer bilinçaltı temizliği yaptırmasaydı, ilerde duyguları ona psikosomatik rahatsızlıklar getirecekti. Kimbilir...
Genç kadının bilinçaltı adeta ağlıyordu:
?Ne yaparsan yap hayat boşa geçiyor. BOŞLUKTAYIM. ÇIKIŞ YOK. Hiçbir yere ait değilim.?
?Bu duyguların şimdiki hayatında seni nasıl etkilediğini anlatır mısın? Bunun bağını kur benim için.?
?Babam var ama yok. YOK ASLINDA! Sıfır. Etkisi sıfır. Kendi kendime büyüdüm ben. Hiç sevmedi beni. Yokum onun için sanki. Hayatlarımız ayrı ayrı. Ne babam var ne de erkekler... Sanki yokum. Görünmezim. Beni sevmeleri için çok uğraşmam lazım sanki. Ne olurdu oturduğum yerden sevselerdi beni. Ne yaparsam yapayım sevmiyorlar beni. Biri gidiyor yenisi geliyor, ama hep aynı şey oluyor. Hep bükük boynum. Uğraşamıyorum. Nasıl olsa sevmeyecekler, bazi gitsinler.?
İşte genç kadının hayatının ve kısır döngüsünün özeti. Babası da aynı şekilde davranmış. Yumurta tavuk misali, belki geçmiş yaşamı böyle olduğu için babası da erkekler de ona aynı şekilde davranıyor, belki de zaten babası ona bu duyguları verdiği için bilinçaltında bu tarz öyküler oluşuyor. Gerçek ne olursa olsun, bunları keşfetmek, iyileşmek için yeterli olmuyor.
Biz bir adım ötesine geçtik.
Genç kadın, neden bu kadar iyi niyetli bir insan olmasına rağmen, başına bu kadar kötü şeyler geldiğini, Tanrı?nın buna neden izin verdiğini sorguluyor ve cevabını almadan tam iyileşme olmuyor.
Tıpkı benimki gibi uzun bir barışma ve sevgi ağına bağlanarak son bulan bir çalışma yaptık.
Sonuç öylesine şaşırtıcı ve öylesine özgürleştirici idi ki, genç kadın gözlerini açtığında sevinçle boynuma atıldı. Teşekkür etti. Ben de ona içtenlik ve mutlulukla sarıldım.
Muhteşem bir çalışmaydı. Özellikle de sevi ağına bağlanmak dediğim ek çalışma işin içine girdiğinde...
Umarım tüm insanlık kendi içindeki Tanrı ile hızla barışır.
Sevgilerimle
Seda Diker
Not :
Danışanımın kaleminden trans sonrası duygu değişimleri:
Meraba Seda Hanım,son seans benim için gerçekten de inanılmaz bir deneyimdi.
Öncelikle seçtiğim ben yokmuşum gibi davranan erkeklere değineyim.Hayattan silinmiş olduğum bir döneme dönüp,niye bu "yalnızlığımın" bana bu kadar kesin,net ve hatta normal birşeymiş gibi geldiğini görünce,seçtiğim erkekleri hatta ilgisiz babamı bile suçlamayı bıraktım.Çünkü "ilgisiz erkek" olağan birşey olmuş bana çook önceleri..
Ve coşku..Hiç kullanılmaz ya bu kelime. Bir şiir ya da romanda olmadığı sürece pek görmez duymayız bile bu kelimeyi. İşte Seda Hanım siz bu kelimeyi hayatıma soktunuz! Sevgi ağı aklıma her geldiğinde,odaklanmama bile gerek kalmadan bütün hücrelerime coşku veriyor.
Seanstan beri havalarda uçuyor gibiyim. Sevgi ağının hissettirdikleri anlatılamaz tarif edilemez birşey. Daha önce hissettiğim hiçbir şeye benzemiyor. Sadece sürekli gülümsüyorum,herkes neyim olduğunu,uçuyor gibi göründüğümü,sesimin tüy gibi olduğunu söylüyor. Çünkü öyleyim! Ve Seda Hanımın söylediği gibi o ağın içine tekrar her girişimde o ilahi sevgiyi içimde her hissediğimde çok güzel şeylere doğru yol aldığımı biliyorum :) İçimdeki sevgiyi hissettikçe dünyada yer kaplıyorum,ve hayatını kaplayacağım insana doğru çekildiğimi hissediyorum:)
Bu dünyada yer kaplamaya başlamama yardım ettiğiniz için sonsuz sonsuz! teşekkürler :) Her gün daha fazla varolmaya devam...
Sevgilerimle
M.M.A.