
|
Hepinize Merhaba, Hep bahsediyorum, karşımızdaki insanlar telepatik bağ kurabiliriz, duygu ve düşüncelerimizi evrene iletebiliriz, çekim yasası ile, isteklerimizi hayatımıza getirebiliriz. Bunlar, bazılarımız için hala inanılması güç konular. Özellikle ikili ilişkiler ile ilgili ve çekim yasasının uygulanması ile ilgili workshoplarımda, katılımcılar ilk birkaç dakika, beni inanmayan gözlerle seyredebiliyorlar. Anlattıklarımı, verdiğim bilgileri uygulayamayacaklarını zannediyorlar. Herkes uygulayabiliyor desem bile, kendilerinin olumsuz yönde bir istisna olabileceğinden çekiniyorlar. Oysa verdiğim bilgiler ve yaptırdığım uygulamalar, kuantum fiziği, biyoloji ve tıp alanlarında, laboratuar ortamında deneylerle kanıtlanmış ve literatüre geçmiş olanlardır. Bu yazımda sizlerle 1990?lı yılların ilk yarısında Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya?da yapılan bazı deneyler ve hayret verici sonuçlarını paylaşmak istiyorum. Bazı bilgiler bazen bizlere masal gibi geliyor. Sadece gözümüzün gördüğünü gerçek olarak kabul etmeye öylesine alışmışız ki, o gerçeği değiştirebileceğimizi aklımıza bile getirmiyoruz. Efendim, 1991 yılında Rus bir kuantum biyolojisti ve ekibi tarafından bir deney yapılıyor. Hepinizin bildiği gibi, atomun yapısında, elektron ve protonlar arasında müthiş bir boşluk var ve bu boşluk evrenin her yerini kaplıyor. Boşluk denen bu muhteşem alanda, aslında keşfedilmiş en küçük ışık partikülleri var. Bu ışık partiküllerine ?FOTON? adı veriliyor. Fotonlar aslında bir enerjiye sahipler. Bu enerjinin başlangıcı ve sonu belli değil, yani ezeli ve ebedi kabul ediliyor. Enerjinin bir frekansı var. Yani dalga dalga etrafa yayılıyorlar, ve her saniyede kaç dalga yayıldığı ölçülebiliyor. Hatta evrende genel olarak bu enerjinin 7.89 dalga/saniye frekansına sahip olduğu ölçülerek tespit edilmiş. 1. DENEY Popolin ve ekibi, bir deney tüpünün içini boşaltıyorlar. Yani tüpün içinde vakum yaratıyorlar. Sonra incelemeye alıyorlar. Sadece boşluk bırakılan deney tüpünün içinde bile foton zerreciklerinin olduğunu gözlemliyorlar. Bu ışık zerrecikleri, normalde kendi başlarına salındıklarında dağınık vaziyette geziniyorlar. Daha sonra Popolin ve ekibi tüpün içine DNA içeren bir parça yerleştiriyorlar. Ve yeniden gözlemlediklerinde, tüpün içindeki ışık zerreciklerinin bir anda manyetik bir çekim alanına girerek belli bir şekil aldıklarını fark ediyorlar. Bu deneyin anlamı şu: DNA, yani, insan vücudunun tüm kodlarını içeren parça, ışığı, ya da bir başka deyişle, boşlukta bulunan enerjiyi etkiliyor. Onun üzerinde yaptırımı var. Bu buluş öylesine heyecan yaratıyor ki, bilim adamları Amerika Birleşik Devletleri?nde resmi olarak yayınlanıyor. 2. DENEY 1994-1995 yıllarında bu kez bilim adamları belli bazı duyguları bilinçli olarak hissetmek üzere eğitilmiş bazı denekler üzerinde başka bir deney yapıyorlar. Bu deneklerden DNA alabilmek için ağızlarının içinden minik bir parça sekresyon alıyorlar ve bu DNA parçasını kilometrelerce uzağa yerleştiriyorlar. Denek, belli duyguları bedenine yaymaya başlıyor ve vücudundaki DNA nın duygulara göre eğilip büküldüğünü, şekil aldığını, yani etkilendiğini gözlemliyorlar. Fakat daha da önemlisi, vücudundan kilometrelerce uzakta olan DNA parçası da aynı anda, hiç bir zaman farkı olmaksızın, deneğin duygularından aynı şekilde etkileniyor. Bu deney, yüzyılın buluşunu anlatıyor aslında. Bu deneyin sonuçları bize neler anlatıyor olabilir? İnsanlar birbirleriyle fiziksel temas yoluyla DNA alış verişi sağladıklarında, birbirlerini duygusal anlamda etkileyebileceklerini fark ediyoruz. Hatta daha ileri gidersek, cinselliği paylaştığımız, vücudumuzu ve ruhumuzu açtığımız kişileri etkileyebileceğimizi, ve onların da bizi etkileyebildiğini anlıyoruz. İşin ilginç tarafı, deneylerin sonuçları, bu bilgiye sahip olanlara müthiş bir güç verebilir. O yüzden, Amerika Birleşik Devletleri?nde deney sonuçları üzerine en yoğun çalışmalar, Amerikan Ordusu bünyesinde yapılıyor. Yani bu bilgiyi güvenlik ya da kontrol amaçlı kullanabilmenin yolları aranıyor. Kimbilir belki de kullanılmaya başlandı bile? ÇEKİM YASASI WORKSHOP LARIMDA BU UYGULAMALARI YAPTIRIYORUM. Bizim gibi sade insanlar için hatırlamamız gereken tek şey, duygularımızın DNA mızı etkilediği. Etkilenen DNA ise boşluktaki ışık zerreciklerini ve enerjiyi etkiliyor. Enerjinin bir kod ve bilgi taşıdığı zaten ünlü kuantum fizikçisi Stephan Hawking tarafından kanıtlanmış, hatta üzerine kalınca bir kitap yayınlanmıştı bile? Öyleyse, ben eğer duygularımın patronu olursam, doğru teknikle DNA mı etkileyebilirsem, etrafımdaki enerjiyi, kendi bedenimi, sağlığımı, ve en önemlisi, ilişkide bulunduğum olumlu yönde etkileyebilirim. Bunun tekniklerini, çekim yasası workshop larımda, bu eğitimlerin içeriğini geçen senekine göre değiştirerek yeniden başlatmaya karar verdim. Hepimizin hayatımıza doğru şeyleri çekmeye, istemeden hayatımızda deneyimlediklerimize ise bir son vermeye ihtiyacımız var. Bunu okuduğu ÇEKİM YASASI KİTAPLARIndan öğrendikleri ile başaramayanları, workshop larıma davet ediyorum. Çünkü hepimiz, bu bilgiyi kullanabilmeye, duygularımızın patronu olmaya ve evrene doğru şekilde ulaşmaya değeriz. Sevgilerimle
|