
Cinsellik hayatın en yüksek frekanslı ışığını barındırdığı için olsa gerek, tarihler boyunca istismar edilmiştir. İnsanlık var olduğundan beri, Adem ve Havva yeryüzüne indiğinden beri, kadınlarla erkekler birbirleriyle güç savaşına girdiler. Çok çok eski çağlarda yeryüzü cennet gibiydi. Kur?an da bahsi geçen Adn Bahçelerinde geçen zamanlarda herkes sevgi doluydu ve hayat güzellikler ve masumlukla doluydu. Bu yazıda Adn Bahçeleri denilen dönemdeki hayatın detaylarını vermeyeceğim ama sizlere 5000 yıllık yazılı tarihten de uzun bir süredir devam eden kadın ve erkek çatışmasının tarihçesini anlatacağım.
Tarihin son sönemlerinde ataerkil toplumların oluştuğunu ve erkeklerin daha etkin bir rol oynadıklarını hepimiz biliyoruz. Ama bu hep böyle değildi. Kadınların topluma egemen olduğu uzun dönemler de yaşandı. Ve o dönemin dişileri, erkekleri sadistçe ve acımasızca ezdiler. Aslında kadınlar ne doğuştan ezilmiş varlıklardır ne de en sevecen olan cinstir. Son zamanların tipik sevecen, yumuşak başlı ve tatlı kadın tiplemesi ve erkeklerin sert ve duyarsız olmaları aslında sadece tarihin son dönemine ait bir özelliktir. Bu onların gerçek ve ilahi rolleri değildir.
Yukarıda da belirttiğim gibi, tarihte anaerkil toplumların standart kabul edildiği dönemler olmuştu. Bu dönemde kadınlar gerçek gücü ellerinde tutuyorlardı ve bu gücü kendi menfaatleri için kullandılar. Yani yapıcı değil yıkıcı oldular. Diğer insanların, özellikle de erkeklerin yaşam enerjilerini çaldılar ( bu konu hakkında detaylı bilgiyi enerji kancaları adlı bölümde bulabilirsiniz.) Yaşam enerjisi çalınan insanlar yaratıcılık güçlerini kaybederler, çünkü artık endişe, sıkıntı, korku ya da baskı içinde yaşamaya başlarlar. Yaşam enerjileri varolma çabasına harcanır ve yaratıcılık alanlarına kanalize edilemez.
Kadınlar kendilerinde var olan dişi enerjinin duygusal üstünlüğünü, sezgisel gücünü, erkeklerin üzerinde üstünlük kurabilmek için harcadılar. Onları manipüle ettiler. 6. hislerini erkekleri kontrol etmek için kullandılar. Örneğin erkeklerin işkence gördüğü ve kurban edildiği ritüelleri vardı.
Bu bilgiler özellikle önemlidir çünkü tarihin son döneminde sadece tek taraflı bilgi bulunuyor. Kimse kadınların da manipülatör olduğu dönemleri hatırlamıyor. Erkeklerin kadınlara olan gizli öfkesi ya da onların gücünü bastırma eğilimi durup dururken ortaya çıkmış bir durum değildir, yüzyıllarca süren anaerkil bir dönemin karmik tepkisidir. Eril enerjinin toplu bilincinde çok derinlerde gömülü yaralar vardır.
Şimdi gözlerinizi kapatarak vicdanınızın sesini dinleyin. Kadim anaerkil dönemlerde yaşamış olsaydınız, erkeklere göre üstün olan duygusal ve sezgisel gücünüzü, onları kontrol etmek için kullanır mıydınız yoksa kullanmaz mıydınız? Aslında bugün bile pek çok kadının bu gücünü sezdirmeden erkeğine kullanıyor olduğunun farkına varmanızı rica ediyorum. Ve şimdi erkekler için söylüyorum, gözlerinizi kapatıp kendinizi hayatta genel anlamda kadınlara göre daha zayıf bir cins olarak hayal edebiliyor musunuz? Bu bir zamanlar yaşanmış olan ve artık DNA larınıza kayıtlı kadim bir bilgidir aslında. Bırakın hayal gücünüz size bu konuyla ilgili bazı hayaller, görüntüler ha da fantastik hikayeler versin. Unların hepsi bilinçaltınızdan gelecektir. İzin verin aksınlar. Sonuç son derece ilginç olabilir.
Günümüzde kilisenin kadın cinsine karşı tepkili ve kısıtlayıcı olması, aslında müslümanlığın da kadın cinsini daha pasif hale getirmesi, hep bu erkek toplu bilincinin derin yaralarından ve kadın cinsinin erkek cinsine olan karmik borcundan dolayı ortaya çıkmıştır. Aynı tepki, bilim alanında da mevcuttur. Bilim ve dinlerin birbirine zıt kavramlar olmasına rağmen, dişi enerjiye verdikleri tepki nedeniyle birbirlerine paralellik taşırlar.
Kilise nasıl sert ve kesin dogmalara sahipse, bilim de dişi enerjinin sezgisel gücünü ve 6. hissini tamamen dışlayarak sadece gözle görülen ve ölçülebilen değerlerle sonuca varır. Bilimsel düşünce analitiktir ve mantık gerektirir. Gözlemleme yeteneğinin sezgisel taraflarını dışlar. Bu daha çok eril enerjinin özelliğidir ve erkeklerin kuvvetli yanıdır. Pek çok bilim adamının paranormal olaylara. Metafiziğe olan düşmanca yaklaşımı, aslında bilinçaltında erkeklerin kadın özellikleri tarafından gördüğü işkence ve çaresizlik hissinden kaynaklanmaktadır. Televizyon programlarında rastlarsınız, paranormal ya da metafizik kaynaklı yetenekler çıkartılıp halka sunulduğunde ne kadar gerçek olsalar bile, bilim adamları mantıkla açıklanamayan şeyleri yerden yere vurmaya ve gösterilen olayların düzmece, halkı kandırmak için olduğunu kanıtlamak üzere savaşırlar. Bu konuda pek çok istismar da vardır tabi. Hiçbir şey tek yönlü değildir.
Tarihin bu kısmının hikayesini özellikle veriyorum ki, hayatta ezilen ya da ezen, kurban ya da efendi yoktur. Hepimiz bütün rolleri oynadık. Ezen de olduk ezilen de...Halbuki yaradanın erkek ve kadını yaratırken arzu ettiği şey, onların birbirini ezmesi ya da üstünlük sağlamaya çalışması değil, birbirinin eksiklerini tamamlayarak bütünleşebilmesiydi. Böylelikle aslında tıpkı puzzle parçalarının biraraya gelerek büyük resmi oluşturması gibi, hayat kalitesi artacak, çekim yasasını kullanma kapasitemiz artacaktı. Adn cennetlerindeki hayat, kutsal din kitaplarında tarif edilen Adem ve Havvanın cennetteki hayatları yeryüzüne inecekti. Adem ve Havva?yı yeryüzüne indiren ve üztünlük savaşına iten şey, sembolik anlamda elma, yani bilgidir. Bilgi, üstün özelliklerin birbirini tamamlamak yerine ezmek için kullanılmıştır.
İşte bu son dönemde, artık erkek ve kadının birbiriyle savaşı bırakıp, birbirlerindeki güzel yanı onurlandırmayı öğrenmeleri gerekmektedir. Bu konuda en güzel çalışma alanı evlilik, aşk ilişkileri ve cinselliktir. Ve bu çok kıymetli bir alandır. Küçümsenip ayıplanmaması gerekir. Tabuların yıkılarak, kadın ver erkeğin birbirlerini onurlandırarak, ilişkinin kutsallığını kabul edip besleyerek, dejenere etmeden yaşanması gerekmektedir.
Peki kadın ve erkek birbirini nasıl tamamlar ya da bütünler? Özünde dişi enerji sezgiseldir ve yaratıcıdır. Bu anşamda liderlik yapmalıdır. Eril enerj ise maddeye hükmeder, fiziksel gücünü koruyup kollamaka için kullanır. Dişi enerji, yaratıcılığın ardındaki ilham kaynağıdır. Eril enerji ise yaratıcılığın maddesel olarak hayata uyarlanmasını sağlar.
Hem dişi enerji hem de eril enerji kadında ve erkekte mevcuttur. Kadınlarda sdece dişi enerji yoktur, eril de vardır. Aynısı erkekler için de geçerlidir. Arzu edilen, hem kadınlarda hem de erkeklerde, her iki enerjinin de dengeye getirilmesidir. Bu enerjilerin dengede olması demek, dişi ya da eril enerjinin kötüye kullanılmadan, güç savaşına girişmeden, İlahi anlamları ile kullanılması ve kadın ve erkeğin bütünleşmesini sağlamasıdır.
DİŞİ ENERJİDEKİ TIKANIKLIKLAR
Kadınlarda en büyük enerji tıkanıklığı 1. ve 2. çakralarda oluşmuştur. Bu, yüzyıllar boyu süregelen cinsel baskılanma, ya da cinsel olarak istismar edilme, maddi bağımlılık, özgürlüğünün kısıtlanması, ve şiddetten dolayı oluşmuştur. Uzun yıllar kadınlar bu alanlarda hizmetkar rollerini benimsemek zorunda kalmışlardır. Cinsel olarak pasif ama kabul edici, sosyal anlamda da erkeğin getirdiği para kadar özgürlük sahibi olabilmiş, evde daha çok hizmet etmiştir. Kısıtlama ve istismar, tecavüz, aşağılanma, ayıplanma, yargılanma, cezalandırılma şeklinde uygulanmışır ve hala da uygulanıyor. Bu sadece ülkemizde değil dünyanın pek çok bölgesinde de aynıdır. Pek çok kadın bu yüzden acı çekmektedir ve ruhsal yaralar almıştır.Bu yaralar sadece gerçek sevgi ile tedavi edilebilir.
Belki de Türkiye bu anlamda doğu ve batı kültürlerinin, fizik ve metafiziğin, zihin ve sezgiselliğin orta noktasındaki konumundan dolayı, eril ve dişi dengesinin sağlanması açısından liderlik yapacaktır. Ülkemizdeki politik gelişmeler aslında tam da eril ve dişi arasındaki güç savaşını, cinselliğin bastırılması ve bunun tam tersi olarak aşırı dejenere edilmesini, maddi anlamda eril enerjinin de dengesizce kullanılmasını temsil ediyor. Görünürde eril enerjinin dişiyi manipüle eden tarafın kazandığını düşünsek bile, aslında kötü zannettiğimiz şeyin olumluya dönüştürülmesi esastır. Yani başa gelen kesimin, dişi enerjiye saygıyla yaklaşmayı öğreneceği bir sürece girildiğini fark edebiliriz. Bunu toplum olarak hep birlikte öğrenirken, tüm dünyaya örnek olabilme potansiyelimiz de vardır.
Kadınlar için gerçek bir cinsellik, fiziksel olduğu kadar duygusal ve ruhsal da olmalıdır. Bunu özlemini her kadın kendi içinde duyar. Ancak bu özlemini dile getiremez. Hatta fiziksel anlamda cinselliği yaşarken, duygularını tam olarak açmaktan korkar. Bu korku içgüdüsel olarak 1. ve 2. çakraların tıkanıklığından kaynaklanır. Duygularının zayıflık belirtisi olduğunu söyleyip yargılayan eril enerjinin ya da bunun istismar edilmesinin anılarını bu çakralarda enerjisel olarak taşırlar. Bilinçaltlarına kazınmıştır. Bedenlerinin bu bölünlerine yani cinsel organlarına yaklaşıldığında otomatik olarak bazen kaslar kasılır, duygular qalarma geçer ve aşık olmak ya da kırılma korkusu başlar. Hücresel bazda hissedilen bilinçaltındaki korkular nedeniyle beden kendisini kapatmaya çalışır. Bu tepkilere sabırla ve sevgiyle yaklaşmak gerekir. Saygı gösterilmelidir.
Eğer bir kadın olarak böyle problemler yaşıyorsanız, bilinçaltınızda bu konuyla ilgili hangi korkuların birikmiş olduğunun farkına varmanız çok önemlidir. Orada öfke olabilir.
Direnç olabilir. Duygusal yaralar olabilir. Ve sakın unutmayın, bu yaraların çoğu muhtemelen mevcut ilişkinizden daha eskidir.
Bu tarz problemler yaşayan hanımlarda bilinçaltı çalışmaları her zaman yararlı olur. Geçmiş yaşam terapilerinde eski travmaların kökenine inilerek kişisel hikaye bulunur. Bu hikayenin gerçekten geçmiş yaşam olması da gerekmez. Bilinçaltınızın uydurduğu bir masal bile olsa, onun varlığı hayatınızı etkileyecektir. Sırf bu yüzden, terapi işe yarayacaktır. Bunun bir sonraki aşaması, kadın olarak çok güçlü olduğunuz dönemlerdeki enkarnasyonlarınızın hatırlanmasıdır. Bastırılmış öfkenin dışarı çıkarak temizlenmesi için, anlayış gerekir. Yani olayı çift yönlü seyredebilmeli, hem kurban olduğunuz, hem de saldırgan olduğunuz zamanları hatırlayarak her iki açıdan da olayı anlayabilmelisiniz. Bu, bastırılmış öfkeyi temizler ve tedavi eder. Yani, karanlığa ışık tutabilmeniz
İçin, kendi içinizdeki karanlığı da keşfedebilmeli ve ona kabul vemelisiniz. Yargılarınızdan kurtulmanın yolu budur.
Karanlık tarafınıza kabul verir vermez, yaralara farklı bir bakış açısıyla bakabilmeye başlarsınız. Kendinizi günlük hayatınızda yakından izleyerek te bunu yapabilirsiniz aslında. Ve saldırganla kurban arasında her zaman bir karmik borç ya da karmik bağ olduğunu unutmayın. Karanlığa kabul verdiğiniz ve saldırgan tarafından olaylara bakabildiğinizde, derinlerde sıkışıp kalmış yaralar ve acılara daha kolay ulaşırsınız.
ERİL ENERJİDEKİ TIKANIKLIKLAR
Erkeklerdeki tıkanıklıklar genelde kalp çakrasında ya da başın hemen üzerindeki 7. çakrada oluşur. Derin seviyede kendini tam teslim etmek, ve duygusal olarak bağlanma korkusu vardır. Bu korkuların da kökeni hatırlayabildiğinizden eskidir. Kadınların erkekler üzerinde üstünlük kurdukları zamanlarda oluşmuş duygulardır bunlar. Bunun uzantısı olarak, cinsel aktiviteye sadece bedensel olarak katılma eğilimleri vardır ama duygularını ayırırlar. Kadının karşısında savunmasız ve teslimiyet içinde kalamazlar. Yüzyıllar öncesinin terk edilme ve duygusal olarak yaralanma izleri bilinçaltlarına kazınmıştır.
Erkekler, kadınlara göre cinsellikte daha zayıftır. Kadının potansiyel olarak kapasitesi daha uzun süreli olduğundan, aslında fiziksel anlamda kadınlar çok eşli olmaya daha eğilimlidirler. Çok eşlilik doyumsuzluktan ya da tatminsiz ilişkilerden doğduğu için, duygusal anlamda doyurulabilen bir kadın tek eşliliği tercih eder. Erkekler eski çağlardaki deneyimlerinde kadınlar tarafından ezildiler çünkü cinsel olarak ta kendilerini yetersiz buluyorlardı. Terk edilmenin acısını daha sonraki çağlarda kadınlara duygusal olarak bağlanmama ve birden fazla kadınla birlikte olma eğilimi ile çıkartmaya başladılar. Kadınların cinsel potansiyellerinden korktukları için onların özgürlüklerini kısıtladılar. Ekonomik özgürlüklerini ellerinden aldılar. Sosyal rolleri yeniden, onları kısıtlayacak şekilde belirlediler. Dişi ve eril enerjinin dengesi bu şekilde bozuldu.
SABIR VE SEVGİ
Kadın ve erkeğin enerji tıkanıklıkları farklı alanlarda olduğu için çiftlerin birbirleriyle dürüstçe ve açıkça konuşabilmeleri çok önemlidir. Partnerinize tam güvendiğinizde utanmadan açıkça kendi tıkanıklığınızın kaynağını bulabilirsiniz. Birbirinize tam bir anlayış ve sevgi ile yaklaşın. Yargılamayın. Birbirinizdeki eksikliklere değil güzelliklere odaklanın. Dürüst olun. İşte o zaman tam bir bütünleşme yaşayabilirsiniz. Geçen haftaki konuda bahsettiğim gibi seksin 4 boyuttan hazzını yaşayabilirsiniz.
Tıpkı Adem ve Havva?nın Adn Cennetlerinde tattığı mutluluk gibi. Hiç fark ettiniz mi? TANTRA gibi kadim cinsel öğretiler tamamen dişi eril dengesine ve kadın ile erkeğin bitinleşmesine yöneliktir. Bu konudaki ayrıntılı bilgiyi Farklı bir Cinselli; TANTRA sayfasında bulabilirsiniz.
Sevgilerimle...