
Hepinize Merhaba,
Bahar ayları başlarken, workshop içeriğim de biraz değişmeye başladı. Aslında bilgi aynı olmakla birlikte, duygu değişiminin daha kolay ve daha az yorucu olması için, bedenler duygular arasındaki bağı kurup, derinlere gömdüğünüz ve hiç veremediğiniz tepkileri çıkartmak için özel bir bölüm ekledim. Sistemi bu şekilde yeniden düzenlememin sebebi, 2009 yılında ABD de yayınlanmış mesleki kitaplarda bu teknikten resmi olarak söz etmeye başlamış olmaları. Yani ABD?deki tamamlayıcı yardım teknikleri de zaman içinde değişmeye başlıyor. Bu gelişmeleri takip edip ülkemizde de arzu edenlere uygulayabilmek.
Ruhumuzu yaralayan ne çok şey var öyle değil mi? Haksızlıklar?Ayrılıklar?Ölüm?Esaret?Eziyetler? Ve daha pek çok şey?
Eğer bu duyguları, mantığımız oturmadan deneyimlediysek, doğrudan bilinçaltımıza yerleştiriyoruz. Peki ya, mantıklı bir çocuk ya da ergenlik döneminde yaşamışsak? O zaman öylesine büyük bir acıyla karşı karşıya kalabiliyoruz ki, sonunda onu da unutmak ve acımızı biraz olsun hafifletebilmek amacıyla, yine bilinçaltımızın bu kez üst taraflarında bir yerlere gömüyoruz. Aslında bu bir savunma mekanizması. Ama bir süre sonra, duygular kendini kusmaya başlıyor. Üstelik nedenini bile bilmediğiniz şekilde, sanki durup dururken kötü bir şey olacakmış hissine kapılabiliyoruz. Ya da panik atak deneyimliyoruz. Hayatımız elimizden kayıp gidiyormuş gibi hissedebiliyoruz. Kimselere güvenmiyoruz. Sadece zihnimize ve mantığımıza sarılmaya çalışıyoruz.
Zaman içinde, bu duygusal tepkileri de engelleyebilmek için bir savunma mekanizması geliştiriyoruz. Ya fazladan yemek yiyoruz ya da başka bir şeylerin bağımlısı haline gelebiliyoruz. Örneğin bize çok saygısızca, sevgisizce davranabilen sevgilimize bile? Cinselliğe? Ve zaman içinde bu davranışlarımızın bizi neye karşı korumasını istediğimizi bile unutuyoruz.
İşte bunları geri sarabilmek için, sadece yüzeydeki semptomlar ve bağımlılıklar ile uğraşmak, geçici çözüm sağlıyor. Bunun yerine, daha önce de bahsettiğim gibi, ilk olaya dönerek, o sevmediğimiz duyguyla yüzleşerek, cesaretle trans altında, ruhumuzun vermek istediği tepkiyi vermek durumundayız. Ne kadar edepsizce de olsa.. Ne kadar acımasızca da olsa.. Toplum kurallarının kabul vermeyeceği tepkiler de olsa? Bunu gerçek hayatta yapmak yerine sadece trans altında konuşarak, tepkinizi sözlerle ifade ederek çıkarttığınızda, 1 seferde çok büyük yol alabiliyoruz ve artık duygu değişimine hazır hale geliyoruz.
İşte işin bu kısmını, sadece ikili ilişkiler üzerine yaptırdığım workshop ta uygulatırken, aslında 1 günde başa çıkamayacağımız pek çok duygusal yüzleşmenin yaşanmaması için, ve katılımcıların kendilerini iyi hissederek ayrılmalarını sağlayabilmek için, bundan sonra, eğitimden önce bana 2 kez seansa gelmemiş kişilere bu uygulamayı yaptırmayacağım. Onlar sadece duygu değişimi bölümüne katılacaklar ve diğerlerinden biraz daha uzun bile olsa, muhakkak onlar da yol alacaklar.
Nitekim eski workshop larımda sadece bu kadarını uygulatıyordum ve yine de çok yüksek başarı oranı elde ediyorduk.
Şimdi, ofisimde, benim gözetimimde bu uygulamanın en az 1 kez yapılmış olması, sizi çok daha hızlı bir rahatlamaya götürecektir.
Bir başka bahsetmek istediğim konu şu: Biliyorsunuz, duygular ve inanç kalıpları, önce DNA mız üzerinde etki bırakıyor. Bu bizim, sağlık sistemimizi de yakından ilgilendiriyor. Elbette vücudumuzda artık fiziksel olarak harekete geçmiş ve oluşmuş hastalıklar için muhakkak hekime başvurmalıyız. Patalojik ruhsal problemlerimiz için muhakkak psikiatrik ya da psikolojik yardım almalıyız. Ama potansiyel olarak sağlığımızı artırmak ve ömrümüzü daha uzun hale getirebilmek için DNA mız üzerinde olumlu duyguların hakim olması gerekiyor. İşte o zaman ANTI AGING etkisi yaratılıyor.
Doğru duygu için ise, hiç tartışmasız, bilinçaltı korku ve kalıplarımızı temizlememiz gerekiyor.
Size Nisan 2008 yılında ilk baskısını yapan Gregg Braden?in kitabı THE SPONTANEOUS HEALING OF BELIEF, yani İNANÇ SİSTEMİNİN BEDENİ ŞİFALANDIRMASI üzerine bir alıntı yapmak istiyorum.
Gregg Braden kitabın bir bölümünde okuyucuya soru yöneltmiş. ?Neden insan hayatı 100 yaş civarlarına takılıyor??
Tevrat, İncil, Kur?an gibi Nuh Tufanı?ndan bahseden kutsal kitaplarda çok uzun yaşayan bazı Peygamberlerden ve insan neslinden bahsetmiş. Nuh Peygamber?in de tufandan sonra 350 yıl daha yaşadığı anlatılıyor. Tevrat?taki bilgilere göre, Nuh Peygamber?in toplam ömrü 950 yıl imiş. Üstelik o dönemlerde uzun yaşayanlar, asla yaşlı, ayaklarının üzerinde duramayan kişiler değillerdi. Tam tersine neslin devamını sağlayabilecek, çalışıp üretebilecek kadar da dinçtiler.
Yine İbrahim Peygamber?in eşinin yaşlı bir döneminde hamile kaldığını biliyoruz. Öyleyse şimdi ne değişti? Neden bizler bu kadar uzun yaşayamıyoruz?
DNA ve bedenimizi duyguların ve inanç kalıplarının etkilediğini fizikçiler kanıtladıktan sonra, olası bir çıkarım; insan bedeninin, ruhun yaralarına ancak 100 yıl dayanabileceği fikridir. Bu sadece varsayımdan ibarettir. Şimdilik tıp literatürüne geçmemiş bir bilgidir. Bunu da eklemek isterim.
Fakat bu varsayımı destekleyen pek çok çalışma yapılıyor şu sıralarda ABD?de. Örneğin, kanser araştırmalarında, hiç sebepsiz yere ilaç bile kullanmadan iyileşebilen hastalar var. Ya da, aynı ilacı alan farklı duygusal yapıdaki kişiler, farklı sonuçlar alabiliyorlar. İlaç aynı, doktor aynı. Hastalık yine aynı? Ama bir yerlerde ne oluyorsa, farklı sonuç alabiliyoruz.
Ya da bunu sizler kendi hayatlarınızda küçük testlerle fark edebilirsiniz.
Ev hayvanlarımızın sevgi dolu bir ortamda büyümeleri koşuluyla çok daha uzun ömürlü olduklarını fark edebiliriz. Evet, elbette doğa şartları daha acımasız, ama yine de en iyi savaşan hayvanlar bile doğal akışta ölseler bile, ev hayvanları daha uzun yaşıyorlar.
Bilim adamları artık şu soruyu soruyorlar. ?Hayal kırıklıkları, duygusal travmalar, acı, bastırılmış öfke, çıkış yolum yok duygusu acaba kalbimize fiziksel zarar veriyor olabilir mi??
Bu travmalar sonucunda bir takım korkular geliştirmeye başlıyoruz. İnsanoğlunun bilinçaltında, özellikle de kadınların bilinçaltında en büyük korku, AYRILIK VE YALNIZLIK. Ya da Terk Edilme korkusu? Bu korku yüzünden ailelerimize, sevgililerimize, hatta anılarımıza ya da bağımlılıklarımıza tutunmaya çalışıyoruz. Pek çok kimse yalnızlığı sevmiyor. Tek başınalık değil, yalnızlıktan bahsediyorum.
Bedenimizi çabuk eskimeye götüren bu duygular ve korkulardan kurtulmak mümkün. Hatta bu korkuları temizledikçe, hayatımızı uzatmak da mümkün olmalı? Hem de yaşlanma belirtilerini daha uzun sürede ve daha ileri yaşlara erteleyerek?
11 yıldır düzenli korkularımı temizlediğimi düşünürsek, ve cinsel enerjinin anti aging uygulamalarını bedenime kullandığımı göz önüne alırsak, 42 yaşında olup hala 1 tel bile beyaz saçımın olmaması, bana artık garip gelmiyor. Genetik özelliklerime bakıldığında, ailede 1 tane bile benim gibi bir örnek yok.
Hala kanıtlanmamış bile olsa, yine de genç kalmak için denemeye değer öyle değil mi? İçinizdeki çocuğun aktif olabilmesi için ruhunuzda ağırlık taşımamanız gerekiyor. Olumsuz duygularınızı atın. Hem hayatınıza olumlu olayları çekin, hem de genç kalın?
Sevgilerimle
Seda Diker