
?Artık yeter, beni koruyup kollayan, bana sahip çıkan, kadınlığımı hissettirecek gerçek bir erkek istiyorum ben. Hayatımda sizin kadar pısırık, konuşma özürlü, korkak insanlar görmedim!?
Genç kadın trans altında ağlıyordu. Hayatında tam 3 tane erkek olmuştu. Her seferinde evliliğe doğru yol alırken ilişkisi birden bitmişti. Terk edilmişti.
Çok tatlı bir hanımdı. Güzel ve güçlüydü. Kariyer sahibiydi. İyi eğitimliydi. Workshop uma katıldığında ne istediğini biliyordu.
?Yalnızlık korkum var Seda Hanım? demişti. ?Sanırım bu korkum yüzünden beni terk edecek erkekleri hayatıma çekiyorum.?
O gün workshop ta uzun uzun çalıştık. Aradan birkaç ay geçti. Ama hala sonuç alamamıştık. Benden yeniden randevu aldığında bu kez ilişkilerinin öyküsünü dinledim. Dikkatimi tuhaf bir şey çekmişti.
Eğitimlerime katılanlar bilirler. Gerçek bir DİŞİ, seçilmez, erkeğini seçer. Çünkü ona ilerde bir çocuk doğuracaktır. Ve bir kez çocuk oldu mu, artık ömür boyu o erkekle bağı kopmayacaktır. Bir gün boşansalar bile, çocukları için bir araya gelmek durumundadırlar. Öyleyse kadın, erkeğini çok dikkatli seçmelidir. Bu seçimin bir tek altın kuralı vardır; duygularını tam olarak ona akıtmadan önce doğru flört tekniklerini uygulayarak, ilişkisini aşka dönüştürme potansiyeli olup olmadığını anlamak? Bundan emin olana kadar, kadın sosyal flörtünü sürdürür, dikkatini tek bir erkeğe vermez.
Bu genç kadın, seçmiyor, seçiliyordu. Sebebi, kaybetme korkusu gibi görünüyordu. Oysa biraz derine indiğimizde sorunun çok başka yerde olduğu anlaşıldı.
Çok pasif bir babası vardı. Çocukluğu boyunca sırtını yaslayamamıştı. Sorumluluk almayı sevmiyor, sadece çalışıp eve para getiriyordu. Cimriliği de cabasıydı. Annesi ise çok daha güçlü bir kadındı. Otoriterdi. Kızını çok eleştirerek büyütmüştü. Kontrolü seviyor, hiç kimseyi beğenmiyordu.
Mükemmeliyetçi olmak çok tehlikelidir Sevgili Okurlar. Çünkü mükemmel biri olunamaz. Mümkün değildir. O yüzden bu beklentiye sahip olanlar asla mutlu olamazlar. Kendimizi ve başkalarını oldukları gibi kabul edebilmeliyiz.
Küçük kız otoriter ve eleştirmeyi seven annesinin, pasif ve sorumluluktan kaçan babasını eleştirdiğine tanık olarak büyümüştü. İçin için öfkeleniyordu. Minik kalbinde babasına karşı güvensizlik geliştirmişti. Duygularını babasına ifade etmesi toplumsal kurallara aykırı olacaktı. O iyi bir evlat olmalıydı. Ruhunda, asla ifade edemediği öfkeler ve tepkiler sıkışıp kalmıştı.
Zaman içinde bu duygular bastırılmış, yerine olumsuz inanç kalıpları gelmişti. Bilinçaltına şu cümleleri yazıyordu.
?Erkeklerin hepsi pasif ve güçsüzdür. Onlara sırt yaslanmaz. Ben güçlü olmalıyım.?
Bilinçaltındaki inanç bu olunca, çekim yasası kendisine hep zayıf ve pasif erkekleri getiriyordu. Her biri zayıftı. Eleştirmeyi seviyorlardı. Tıpkı babası gibi sorumluluk almaktan kaçınıyorlardı. Ve genç kadın, adeta babasına olan öfkesini çıkartmak istercesine, onlara kontrolcü ve otoriter davranıyordu. Onları değiştirmeye çalışırken, içten içe babasını değiştirmeye çabalıyordu. Bu kısır döngüyü çözmenin bir tek yolu vardı; baba ve annesine biriktirdiği gerçek duygularının tepkilerini trans altında vermesini sağlamak. Ne olursa olsun, toplumsal kuralları bir kenara bırakıp, içinden geldiği gibi konuşmasını sağlamak?
Zayıf baba, kuvvetli anne modeline sahip çocukların hepsi aynı tepkiyi vermiyor elbette. Eğer küçük kız, babasını çok seviyorsa, annesine öfke geliştirebiliyor. Örneğin, babası gibi zayıf erkekleri hayatına çekip, annesinden intikam alırcasına, kendini onların karşısında küçülten kadınlar da olabilir. Bu tip hanımlar, hayatlarına zayıf erkek olduğunda alttan alırlar, kendilerini pasif ve küçük kılarlar. Annelerinden bekledikleri ama asla göremedikleri davranışları, hayatlarına babaları gibi erkek çekerek, onlara gösterirler. Bunu yaparken temel içgüdü, babayı anneden korumaktır.
Dişi erkeklerin gücü yoktur. Kudretli erkek, kadınını koruyup kollayandır. Gerekirse dışarıda onun için savaşır. Şefkat verir. Kadınının dişiliğine saygı duyar, çünkü onunla bütünleşmesi gerektiğini bilir.
Dişi erkekler güçlü kadınları seçer. Çünkü kendilerini hep yetersiz görürler. Özgüvenleri yoktur. O yüzden, kendi elleriyle seçtikleri kadının gücünden rahatsız olup onu acımasızca eleştirirler. Koruyup kollamak yerine onunla savaşırlar. Otoriter anneye sahip olanları, iyi bir cinsel performansa sahip değillerdir. Ama buna kabul vermek yerine kendilerini iş ve kariyer alanında kanıtlamayı tercih ederler.
Mükemmeliyetçi kişilikleri vardır çünkü henüz küçük bir çocukken acımasızca eleştirilerek büyümüşlerdir. Bilinçaltlarına yerleştirdikleri ?Ben yetersizim? ya da ?başarısızım? kalıpları, gerçek duyguları ile bağ kurmalarını engeller. Oysa aralarında çok iyi eğitimliler ve kariyer sahipleri de var.
İlginç bir şekilde, dişi erkekler tamir işlerinden anlamazlar. Hatta hoşlanmazlar.
Dişi erkekleri kim çeker? Tabi ki eril kadınlar. Dişilikleri baskılanmış tüm kadınların, kariyer sahibi, güçlü ama dişiliğini yaşayamayan kadınların ortak kaderi, bu tip zayıf erkekleri hayatlarına çekmektir. Bu adamlar kendilerine sırt yasladıklarında fazla sorgulamadan durumu kabullenirler.
Eğer böyle bir erkeğiniz varsa, kendi içinize dönüp bakmalısınız. Dişiliğin ne demek olduğunu öğrenmeli, dişi olamadığınız zamanlardaki gerçek duygularınızı çok iyi tahlil etmelisiniz. Ve bu duyguların altında çocukluk döneminde bastırıp unuttuğumuz öfkelerin, suçlulukların, acımaların yattığını bilmelisiniz. Bu duygular trans altında belli bir teknikle çıkartıldığında, her şey değişiyor.
Eskiden bu özellikleri kişinin karakteri zannederdik. Oysa artık bilinçaltımızda saklı olan karmaşık kalıplar ve komutlar yüzünden böyle davrandığımızı biliyoruz.
Umarım bir gün okullarda bilinçaltı kalıplarının temizlenmesi ile ilgili bilgiler okutulur. O zaman kimse öfkesini bir başkasına yöneltmez. Herkes olumsuz duygularını topraklasa, hayat bambaşka olurdu. Belki de savaşlar sona ererdi. Ne dersiniz?
Unutmayın kırılamayacak hiçbir kısır döngü yoktur.
Sevgilerimle
Seda Diker